ŞİİRLERLE MENKIBELER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ŞİİRLERLE MENKIBELER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ağustos 2011 Perşembe

Beyazıd-ı Bestami Destanı

Ariflerden bir erdi, Beyazıd-ı Bestami,
Onun adını verdim, okuduğun destanı,
Günlerce yol yürüdü, kırkbeşinci hac için,
Sordu ona bir kişi, gelirsin her yıl niçin?
Mekkenin kapısında, kesti onun yolunu,
Kılıcını gösterdi, kaldırarak kolunu,
Başladı etrafında, dönüp tavaf etmeye,
O anda sardı korku, Beyazıd Bestamiye,
Korkma haydi yürü git, Arafatta bir düşün,
Yokmudur, acep senin, bundan başka bir işin?
Düşünmeye başladı, bu ne hikmettir diye,
Arafat tepesinde, kapandı hem secdeye,
Kırkbeş yıllık haccını, sattı somun ekmeğe,
Aldığı o ekmeği, yedirdi bir köpeğe.
Ayrılarak oradan, bir beldeye ulaştı,
O beldede bir rahip, ona kucağın açtı.
Misafirimsin deyip, altına yatak serdi,
Baş rahibin vazını, dinletmekti tek derdi.
Otuz günün sonunda, ondan izin istedi,
Teşekkür edip ona, artık gideyim dedi.
Bizim baş rahibimiz, çok güzel konuşuyor,
Onu dinleyen kişi, feyiz alıp coşuyor.
On gün daha kalırsan, sen de onu dinlersin,
Sonra eğer istersen, izin senin gidersin.
Tamam dedi Bestami, on gün daha kalayım,
Neler neler söylüyor, ben de feyiz alayım.
Kırk günün sonucunda, rahip gibi giyindi,
Bir hikmet vardır diye, için için yerindi.
Kürsüye gelen rahip , konuşmaya çekindi,
Aramızda şu anda, Muhammedi var dedi.
Öldürelim dediler, göster onu sen bize,
Hayır dedi baş rahip,izin vermem ben size,
Kimdir o Muhammedi, kimse kendin göstersin,
Çekinmesin bizlerden, o kişi ben’im desin,
Sorduğum sorulara, bilirse cevap versin,
Beyazıd-ı Bestami, cevap vermek isterim,
Neyse sorun sor haydi, soruları beklerim.
Soru faslı başladı, birer birer böylece,
Döküldü titizlikle, ağzından hece hece.

İkincisi olmayan, bir nedir söyle bana,
Cevap verdi Bestami, bir Allah dedi ona.
Doğru dedi baş rahip, geliyor soru iki,
Üçüncüsü olmayan, iki şey acep ne ki?
Üçüncüsü yok onun, gece bir gündüz iki,
Şimdi söyle bakalım, dördü olmayan üçü,
Evliliği çökertip, taşınıp giden göçü,
Üç talaktır üç talak, boşanma yeminidir,
Aileyi yok eden, göz yaşı zeminidir.
Sıra şimdi dörttedir, dördü var beşi yoktur,
Cevap ver buna şimdi, benzeri eşi yoktur.
Zebur,Tevrat, İncildir, bir de Kur’an-ı Kerim,
Bunlar kutsal kitaptır, Allah Kelamı derim.
Bu da doğru cevaptır, şimdi şuna cevap ver,
Altıncısı yok onun, beş olan acep nedir?
İslamın en önemli, esasından biridir.
Altıncısı olmayan, beş vakit namaz vardır,
Mükellef olan kul’a, islamda o da farzdır.
Yedincisi olmayan, altı olan da nedir?
Biliyorsan cevap ver, kuralım sana sedir.
Altı günde var oldu, yer ve gök yaratıldı,
Tamam dedi baş rahip, bu cevaba katıldı.
Sekizi de olmayan, yedi nedir bilsene,
Biliyorsan sen bunu, bana doğru gelsene,
Yarattım diyor mevlam, yedi kat semavatı,
Bak özenle donattım, ayrı ayrı her katı,
Dokuzu yoktur onun, sekiz nedir bil bunu,
Yadırgama bunları, ariflik bunun sonu.
Sekiz melektir onlar, arş taşımak görevi,
Yer yüzünde görülmez, semalardadır evi.
Onuncusu olmayan, dokuz nedir sen söyle,
Beyazıdın cevabı, buna da oldu şöyle,
Anasından bir çocuk, dokuz ayda doğmaz mı?
Şafakta doğan güneş, karanlığı boğmaz mı?
Hayranlıkla baş rahip, Beyazıdı dinledi,
Eğer cevap verirsen, daha sorum var dedi.
Şimdi başka bir soru, soruyorum bak sana,
Onbiri olmayanın, on’u nedir? de bana.
Şuayp peygambere, on yıl çobanlık etti,
Musa peygamberdi o, sonra kavmine gitti.
Tamam doğrudur dedi, başka bir soru şimdi,
Onikisi olmayan, onbir kişi kim idi?
Onbir kardeşi olan , Yusuf peygamber dedi.
Onüçü de olmayan, oniki olan nedir?
O da oniki aydır, tamamı bir senedir.
Rahip tebessüm etti, başka bir soru sordu,
Havadan hayat buldu, kimi onda korudu?
İsa peygamberdir o, havadan hayat bulan,
Ad kavmiydi havayla, ansızın helak olan..
Rahip başka bir soru, sormak için yaklaştı,
Çok sevdi Beyazıdı, onunla kucaklaştı.
Söyle bakalım şimdi, ağaçtan ne yarattı?
Kim korundu ağaçla, kimi narına attı?
Musa peygamberin, asasıdır ağaçtan,
Dilerse yüce Rabbim, yaratır yeni baştan,
Zekeriya peygamber, bir ağaçta farıdı,
İbrahim peygamberi, O ateşten korudu.
Kim ateşten var oldu, kim ateşle yok oldu?
İblistir yaratılan, yüce Rabbın narıyla,
Ebu Cehil kafiri, yandı onun harıyla,
Rahip başka bir soru, yöneltti yeni baştan,
Kimler korundu taştan, ne yaratıldı taştan?
Salih peygamberin, yaratıldı devesi,
Böylece kursağında, kaldı kavmin hevesi.
Ashab-ı Kehf korundu, taştandı mağarası.
Helak oldu taş ile, Ebrehe fil ordusu.
Rahibin soruları, tükenmedi bitmedi,
Durmadan dinlenmeden, yenisini ekledi,
Cennette dört nehir var, aynı kaynaktan akan,
Gizli kapaklı değil, görüyor başa bakan,
Biri bal biri sudur, biri süt biri şarap,
Bu dört nesneyi de bil, yardımcın olsun yarap,
İnsanın başındadır, acıdır kulak yağı,
Tuzlu akar göz yaşı, yüreğe akar ağı,
Burun suyu başkadır, tadı ağızdan gelir,
Tatlı dil bal misali, seven canını verir.
Cennet ehli yer içer, su dökmez abdest bozmaz,
Dünyada var örneği, çiçek açar hiç tozmaz,
Cennettedir o ağaç, adı tuba okunur,
Köşklere saraylara, tüm dalları dokunur.
Elbet vardır dünyada, buna misal olan eş,
Işıkları dokunur, sabah doğunca güneş.
Bir sorumda şöyledir, cevapla onu dur da,
Oniki dalı olan, bir ağaç daha orda,
Her dalda otuz yaprak, her yaprakta beş çiçek,
Dikkatle baktı rahip, nasıl cevap verecek,
Oniki dal bir yıldır, oniki ay var onda,
Her dalda otuz yaprak, otuz gün var bir ayda,
Her yaprakta beş çiçek, beş vakit namaz o da,
Son bir soru soruldu, Beyazıt Bestamiye,
Beklemeye başladı, acep o da ne diye,
Hacc ona farz değildir, ruhu da yoktur onun,
O tarihte yok idin, cevabı vardır bunun,
Ruhsuzdur gemisi de, Nuh Aleyhisselamın,
Lutfu olsa gerektir, bunlar yüce kelamın.
Beyazıd-ı Bestami, benimde bir sorum var,
Cevabını verirsen, orda mekanın var,
Cennetin anahtarı, nerde söyle sen dedi,
Çekindi önce rahip, buna cevap vermedi.
Döndü tüm rahiplere, cevabını bilirim,
Katılırsanız bana, buna cevap veririm.
Tamam dedi rahipler, cevabını sen söyle,
Katılırız biz sana, yeter ki bakma öyle,
Cennetin kapısında, anahtar şehadetti,
Okudular birlikte, İslam olmaya yetti.
Böylece tüm rahipler, İslamı kabul etti,
Bu destan da burada, işte böylece bitti.

ALİ GÖZÜTOK
2007 ANTALYA

7 Ağustos 2011 Pazar

ŞİİRLERLE MENKIBELER BAYEZİD-İ BİSTAMİ HAZRETLERİ (Rahmetullahi Aleyh)

Annesine Hizmeti

Henüz yaşı küçükken bu evliya kişinin,
Mektebe verdi onu, annesi ilim için.

Bir gün, normal vaktinden erken döndü evine.
Annesi, sebebini sorunca kendisine,

Dedi ki: (Anneciğim, bugün bir şey öğrendim.
Duanı almak için, erkenden eve geldim.

Hak teâlâ, Kur'anda buyuruyor ki bize:
(İtaat eyleyiniz bana ve annenize.)

İşte ey anneciğim, benim için dua et.
Sana hizmet edeyim, Rabbime de ibadet.)

Annesi el kaldırıp, dua etti oğluna.
Yükselmenin yolları, açıldı artık ona.

Karlı ve dondurucu soğuk bir kış gecesi,
Yatağından seslenip, su istedi annesi.

(Peki anne!) diyerek, testiye koştu, fakat,
Gördü ki, hiç içinde su kalmamış o saat.

Kar, soğuk dinlemeyip, dışarı çıktı hemen.
Doldurdu testisini ilerdeki çeşmeden.

Lakin o, su alıp da döndüğünde evine,
Gördü ki, validesi uykuya dalmış yine.

Onu uyandırmaya, gönlü razı gelmedi.
Buzla kaplı testiyle, baş ucunda bekledi.

Biraz sonra annesi, uyanınca yatakta,
Gördü ki, testi elde, oğlu bekler ayakta.

Dedi ki: (Ey evladım, niçin oturmuyorsun?
Ve niçin testi elde, ayakta bekliyorsun?)

O şiddetli soğuğun ve karın tesiriyle,
Oğlunun parmakları, yapışmıştı testiye.

Dedi ki: (Anneciğim, beklerim ki böyle ben,
Hemen verebileyim suyu geciktirmeden.)

O anda, yaşla doldu gözleri annesinin.
Ve açtı ellerini, oğluna dua için.

Dedi ki: (Ben oğlumdan razıyım ya ilahi!
İhsan edip razı ol kendisinden sen dahi.)

Annesinin yaptığı bu hayır dua ile,
Yüksek derecelere erişti tamamiyle.

Bir kimse var idi ki, imtihan etmek için,
Ziyaretine geldi bu evliya kişinin.

Düşündü ki: Bana bir keramet gösterirse,
O zaman anlarım ki, evliyadır bu kimse.

Onun bu niyetini anladıysa da bu zat,
Hiç bir şey söylemedi kendisine o saat.

Lakin ona, giderken kilim etti hediye.
Ayrıca tembih etti: (Kaybetme bunu) diye.

Ayrılıp, o kilimle hacca gitti o zat da.
Lakin onu, bir ara kaybetti Arafat’ta.

Çok aradı ise de, rastlamadı izine.
Dönüşte, bu veliyi ziyaret etti yine.

Baktı, kilim duruyor önünde o büyüğün.
Talebesi olmakla şereflendi aynı gün.

BAYEZİD-İ BİSTAMİ (Rahmetullahi Aleyh) Kul Hakkı Mühimdir

Kul Hakkı Mühimdir
Bayezid-i Bistami, talebesiyle yine,
Gece, misafir oldu bir kimsenin evine.

Ev sahibi, bir kandil getirip yaktı, lakin,
Oda aydınlanmadı yanmasıyla kandilin.

Hazret-i Bayezid de kandile bakıyordu.
Bu garipliği görüp, ona şöyle buyurdu:

(Kardeşim, bu kandilde bir acayiplik var ki,
Yanıyor, ışığı yok, sebebi ne ola ki?)

O arz etti: (Efendim, bunu biz, bir gecelik,
Dün gece, komşumuzdan, emanet almış idik.

Dün gece, gayet güzel ışığını verirken,
Şimdi ışık vermiyor, anlamadım bunu ben.)

Bayezid-i Bistami, aldı onu eline.
Buyurdu ki: (Al götür sen bunu sahibine.

Dün için, çok teşekkür ederek ona derhal,
Bu gece yakmaya da, ondan tekrar izin al.)

(Peki) deyip, kandili götürdü sahibine.
İzin alıp, tekrardan getirip yaktı yine.

Öyle güzel yandı ki, oda ışıkla doldu.
Bayezid bunu görüp, buyurdu: (Şimdi oldu.)

Bir gün de, yanlışlıkla ezdi bir karıncayı.
Üzülüp, yüreğinde hissetti o acıyı.

O ölü karıncayı, bir avcuna alarak,
Şefkat ve merhametle hayvancığa bakarak,

Mahzun, kırık kalbiyle Rabbine yalvarınca,
Canlanıp, yürümeye başladı o karınca.

Bir gün de, yürüyordu çok çamurlu bir yoldan.
Mübarek ayakları, kayıp düşeceği an,

Bir duvara tutunup, düşmekten zor kurtuldu.
Ve hemen o duvarın sahibi zatı buldu.

Buyurdu ki: (Kardeşim, sana ait duvara,
Düşmemek gayesiyle, tutundum ben bir ara.

Zannederim, az toprak düşmüştür üzerinden.
Hakkını helal eyle, bana can-ü gönülden.)

Duvarın sahibi de mecusi imiş meğer.
Çok hayrete düşürdü, onu bu kelimeler.

Dedi: (Sizin dininiz hassas mıdır bu kadar?)
Buyurdu ki: (Elbette, islamda kul hakkı var.

Helallaşılmaz ise, kul hakları bu günde,
Ödemek çok zor olur, yarın mahşer gününde.

Rabbimiz affetse de kulun her günahını,
Ve lakin affetmiyor her türlü kul hakkını.

Onun için, mutlaka lazımdır helallaşmak.
Aksi halde, Cennete mümkün olmaz ulaşmak.)

Mecusi, Bayezid'den bunları dinleyince,
Kalbine, hidayetin nurları doldu nice.

Dedi ki: (Ben hakkımı helal ettim tamamen.
Sen de, islamiyet'i beyan et bana hemen.)

Hazret-i Bayezid'in bu güzel meziyeti,
Sayesinde, mecusi seçti islamiyet'i.

BAYEZİD-İ BİSTAMİ (Rahmetullahi Aleyh) Kırık Testi ve Aba

Kırık Testi ve Aba
Bayezid-i Bistami buyurdu: Senelerce,
Nefsimi ıslah için, çalıştım gündüz gece.

Riyazet, mücahede çektim uzun seneler.
Neticede baktım ki, ölmemiş nefsim meğer.

Belimde gurur, riya, ibadete güvenmek,
Her yaptığı ameli, beğenip iyi görmek,

Gibi hastalıklardan mütevellit bir zünnar,
Bulunduğunu görüp, eyledim çok ah-ü zar.

Onun için, beş sene çektim yine riyazet.
O zünnarı, belimden kesip attım nihayet.

Bir ömür müddetince, Rabbime kulluk ettim.
Ona layık ibadet yapmayı çok istedim.

Buna kavuşmak için, gayret ettim bir nice.
Hatta sabaha kadar, namaz kıldım çok gece.

Yine de namazlarım, olmadı Ona layık.
Allahü teâlâya yalvardım birgün artık.

Gözyaşları dökerek dedim ki: (Ya ilahi!
Rızana vasıl olmak istiyorum ben dahi.

Rıza-i ilahiye kavuşabilmek için,
Daha neler yapması lazımdır bu acizin?)

Şöyle ilham geldi ki: (Şu testinle şu aban,
Yanında bulundukça, olmaz bize kavuşman.)

Hemence atıverdim aba ile testiyi.
Kazandım böylelikle rıza-i ilahiyi.

Sonra, Hak teâlâdan şöyle ilham geldi ki:
(Bana vasıl olmayı isteyenlere de ki:

Bayezid, kırk senedir uğraştı nefsi ile.
Bir ömür müddetince çekti de bunca çile,

Bir kırık testisiyle, bir de eski abası,
Yanında bulundukça, olmadı kavuşması.

Siz, bu haliniz ile nasıl ulaşırsınız?
O rızaya kavuşmak, kolay mı sanırsınız?)

Bayezid-i Bistami vakta ki etti vefat,
Bir gece, kendisini rüyada gördü bir zat.

Ve sual eyledi ki hazret-i Bistami'ye:
(Ne gibi muamele eyledi Allah size?)

Buyurdu ki: Kabirde, bir ses duydum ilk vakit.
Diyordu: (Ne getirdin sen bize ey Bayezid?)

Dedim ki: (Sana layık bir amel edemedim.
Huzuruna, bir sürü kusurlarımla geldim.

Günah getirdimse de, şirk getirmedim ama.
Bağışla sen onları, bu doğru imanıma.)

Daha sonra, kabrime gelerek Münker-Nekir,
Sormaya başladılar: (Rabbin kim, dinin nedir?)

Dedim ki: (Onu bana sormayın ey melekler!
Bilakis beni Ona sorun ki, acep ne der?

Eğer kabul ederse, beni kulu olarak,
Ebedi saadete kavuşurum muhakkak.

Eğer kabul etmezse kulluğuna mazallah,
Ne fayda, yüzbin defa desem de Rabbim Allah)

BAYEZİD-İ BİSTAMİ (Rahmetullahi Aleyh) Köpeğe Yol Verdi

(Benim dediğim doğru) demek, kibir'dir. (Kelam-ı kibar)

Köpeğe Yol Verdi
Bayezid-i Bistami, yaraniyle bir kere,
Bir iş için, beraber giderlerken bir yere,

Geçmek icab eyledi daracık bir sokaktan.
O ara, bir köpek de geliyordu uzaktan.

Durup geri çekildi, yol verdi o hayvana.
Buna, yanındakiler veremedi bir mana.

Düşündüler ki: İnsan, hayvandan şereflidir.
Hem de bizim hocamız, sultan-ül arifin'dir.

Yanında olanlar da, en üstün talebesi.
İlim sahibi olup, velidir hem de hepsi.

Bütün bunlara rağmen, ne sebep var ki buna,
Kendi geri çekilip, yol verdi o hayvana?

O anda Bayezid-i Bistami hazretleri,
Anladı talebenin kalbinden geçenleri.

Buyurdu ki: Şu köpek, lisan-ı hali ile,
Diyor ki: (Ey Bayezid, gururlanma nafile.

Sana, bu evliyalık hırkasını verdiler.
Bana ise, köpeklik postunu giydirdiler.

Ve lakin şunu dahi unutma ki hiç sakın,
Tersi olabilirdi şimdi vaki olanın.)

O böyle söyleyince lisan-ı hali ile,
Ben, geriye çekildim ve yol verdim haliyle.

Onun için, birini, siz uçarken görseniz,
Onun faziletine sakın hükmetmeyiniz.

Bir insanın, fazilet sahibi olduğunu,
Anlamak isterseniz, şununla ölçün onu:

İslamın her emrine, farzına, sünnetine,
Uymakta, o kimsenin bakın ki dikkati ne?

Hak teâlâ, her ne ki etmişse yasak, haram,
Büyük küçük demeyip, kaçıyor mu acep tam?

Varsa bu hususlarda titizlik ve gayreti,
Din büyüklerine de var ise muhabbeti,

Fazilet sahibidir, yaklaşın o kişiye.
Bu işte ölçü budur, bakmayın başka şeye.

Eğer bu iki şeyde, olursa bir gevşeklik,
Felaket başlangıcı demektir işte bu ilk.)

Bir gün de buyurdu ki: (Ya hayır söyle, ya sus.
Her a'zanı, hayırlı işlere eyle mahsus.

Nefsini, sıkı sıkı bugün çek ki hesaba,
Atmasın ahirette, seni çetin azaba.

İlim ve edebini, her an muhafaza et.
Kulların hukukuna, eyle fazla riayet.

Ayrılma ibadetten, sarıl güzel ahlaka.
Şefkatli, yumuşak ol, iyilik eyle halka.

Allahü teâlâyı unutturacak olan,
Ne gibi işler varsa, uzak dur hep onlardan.

Haramdan, gözlerini eyle tam muhafaza.
Yoksa ateşle dolar yarın Allah mahfaza.

Yaptığın ibadeti, noksan ve kusurlu bul.
Onlar için, istiğfar eyle ki, olsun kabul.)

BAYEZİD-İ BİSTAMİ (Rahmetullahi Aleyh) Ona Kapıyı Açmadı

Ona Kapıyı Açmadı
Salihlerden birisi anlatır ki: (Bir zaman,
(Tevekkül nedir?) diye sordum bir evliyadan.

Dedi: (Girse bir kolun, ejderhanın ağzına,
Yine hiç korkmamandır, güvenip Allah'ına.)

Öğrenip tevekkülün ondan ne olduğunu,
Dedim ki: (Bayezid'e sorayım bir de bunu.

Acaba o ne türlü tarif eder?) diyordum.
İmtihan gayesiyle, evine vasıl oldum.

Kapıyı çaldımsa da, açmadı bana fakat.
Hem de şöyle buyurdu içerden bana o zat:

(Falanca evliyanın verdiği o cevaba,
Kani olmadın da mı, bana geldin acaba?)

Ben dahi kendisine eyledim ki şöyle arz:
(Kapıyı açsanız da, görüşsem sizinle az.)

Dedi: (Ziyaret için gelmedin ki sen bana.
Geldin ki, bu fakiri çekesin imtihana.)

Ben oradan ayrılıp, bir sene sonra lakin,
Geldim ziyaret için evine bu velinin.

İmtihan düşüncesi, kalbimde yoktu fakat.
Tek niyetim, sırf onu ziyaretti hakikat.

Kapıyı çaldığımda, düşünür idim ki hep:
Yine açmayacak mı kapıyı bana acep?

Lakin kapıyı açıp, buyurdu ki: (Hoş geldin.
Ziyaretime gelip, beni mesrur eyledin.)

Bir ay misafir etti hanesinde beni hem.
Feyzine kavuşarak, oldu çok istifadem.

Bir gün de, bu veliye sordular: (Efendim, siz,
Peygamberler hakkında, acaba ne dersiniz?)

O zaman buyurdu ki onlara cevabında:
(Bir şey söyleyemeyiz biz onların hakkında.

Zira anlayamayız hiç o büyükleri biz.
Onların hallerini, idrakten pek aciziz.

Biz, onları ne kadar uğraşsak anlamaya,
O anladığımızdan, yüksektir onlar daha.)

Bayezid-i Bistami, yine bir defasında,
Camide namaz kıldı bir imam arkasında.

İmam, namazdan sonra dedi ki haddi aşıp:
(Para kazanmıyorsun bir iş ile uğraşıp.

Başkalarından dahi, bir şey istemiyorsun.
Nafakanı kim verir, ne yiyip içiyorsun?)

Bayezid-i Bistami, buyurdular ki o an:
(Sen miydin biraz önce bize namaz kıldıran?

Dur, önce o namazı iade eyleyeyim.
Sonra bu sualinin cevabını vereyim.)

İmam, sual etti ki üzülüp fevkalade:
(Ne için namazını ediyorsun iade?)

Buyurdu ki: (Rızkını, kim verir her insanın?
Sen bunu bilmiyorsun, kabul olmaz namazın.)

Demek istemişti ki imama yani bu zat:
(Namaz kabul olsa da, sevabı olmaz fakat.)

BAYEZİD-İ BİSTAMİ (Rahmetullahi Aleyh) Nefse Ceza Verirdi

Nefse Ceza Verirdi
Bayezid-i Bistami, çok büyük bir veliydi.
Nefsine göz açtırmaz, hemen ceza verirdi.

Bir gün de, bir kimseler gelip bu evliyaya,
Dediler: (Dua edin, yağmur yağsın buraya.)

O, mübarek başını eğerek, durdu biraz.
Rabbine, yağmur için eyledi dua, niyaz.

Sonra da buyurdu ki: (Evinize gidiniz.
Yağmur oluklarını, kontrol eyleyiniz.)

Bir yağmur başladı ki fazla zaman geçmeden,
İki gün devam etti, hiç fasıla vermeden.

Hazret-i Bistami'nin mübarek kalplerine,
Birden şöyle bir ilham olundu bir gün yine.

Denildi: (Ey Bayezid, hazinemiz lebalep,
Kulların yaptıkları taatlerle dolu hep.

Öyle birşeyler ile gel ki sen bize yarın,
Getirdiğin şeylerden, bizde hiç bulunmasın.)

Hemen Hak teâlâya arz etti ki o dahi:
(Hazinende olmayan, nedir ki ya ilahi?)

Denildi ki: (O şeyler, zavallılık, acizlik,
Her şeye muhtaç olmak, zillet ve çaresizlik.)

Bayezid-i Bistami anlattı ki bir ara:
Götürdüler bir zaman ruhumu semalara.

Gösterdiler ise de Cenneti, Cehennemi,
Hiçbirine bakmayıp, hep düşündüm Rabbimi.

Geçirdiler ruhumu, bir nice makamlardan.
Sidret-ül münteha'ya ilettiler sonradan.

Dedim: (Senin rızana varmak için ilahi!
Ne yapmak lazım gelir, ilham et onu dahi.)

Bana bildirildi ki: (İstersen bunu eğer,
Sevgili Habibime tam tâbi ol, bu yeter.

Onun ayak tozunu, sürme yap gözlerine.
Ve uymaya devam et, Onun sünnetlerine.

Ona mutabaatın olur ise ne miktar,
Bana yakınlığın da, olur senin o kadar.)

İşte bu menkıbeye, veliler arasında,
(Bayezid'in miracı) denilir esasında.

Biri de, bu veliye sordu ki: (Efendim, siz,
Bu yüksek dereceye, ne ile yükseldiniz?)

Cevaben buyurdu ki: Her yerde ve her zaman,
Gördüğünü düşündüm Rabbimin beni her an.

(Her halimi görüyor) diye düşününce hep,
Ondan haya etmeme, bu fikir oldu sebep.

Herhangi bir günahı işlemek isteseydim,
(O görüyor) diyerek, utanıp vazgeçerdim.

İbadet yaparken de, (O görüyor) diyerek,
En güzel bir şekilde yapardım özenerek.

Herhangi iş yaparken, derdim ki hep içimden:
(Acaba Hak teâlâ razı mı bu işimden?)

Çünkü biliyordum ki, görüyor Hak teâlâ.
(O beğenir mi?) diye düşünürdüm evvela.

BAYEZİD-İ BİSTAMİ (Rahmetullahi Aleyh) Budur Senin İlacın

Budur Senin İlacın
Hazret-i Bistami'nin, bir gün ziyaretine,
Bir müslüman gelerek, arz etti ki kendine:

(Efendim, otuz yıldır, her gün oruç tutarım.
Ve yine geceleri, kalkıp namaz kılarım.

Lakin bir ilerleme görmüyorum halimde.
Bir açılma, parlaklık bulmuyorum kalbimde.

Halbuki tam doğrudur iman ve itikadım.
Niçin bir ilerleme olmuyor, anlamadım.)

Kalbine, kalp gözüyle bir nazar edip onun,
Buyurdu ki: (Evladım, çaresi zordur bunun.

Üçyüz sene ibadet etsen de bu halinle,
Bir yere varamazsın, bu nefis engelinle.)

O, sordu ki: (Yok mudur peki bunun ilacı?)
Buyurdu ki: (Var ama, yapamazsın, çok acı.)

Dedi: (Aman efendim, nedir o, lütfen deyin.
Elbette ki yaparım, yeter ki siz emredin.)

Buyurdu ki: (Evine gidince öyle ise,
Üzerine giy hemen, pek eski bir elbise.

Bir de torba bularak, içine ceviz doldur.
Seni tanıyanların evinin önünde dur.

Çocukları çağırıp, seslen ki: Ey çocuklar!
Bana tokat vurana, iyisinden ceviz var.)

O bunu işitince, dedi ki (Sübhanallah!
Buyurduğunuz bu iş, zor geldi bana Vallah.

Mümkün ise, siz bana başka bir iş buyurun.
Her ne olsa yaparım, yeter ki başka olsun.)

Buyurdu ki: (Derdinin ilacı budur esas.
Sana, bu işten başka ne yapsan, fayda olmaz.

Yolumuzun esası, bu nefsi terbiyedir.
Bu yapılabilirse, bu yolda ilerlenir.)

Bir gün de, bu büyük zat, birkaç talebesiyle,
Gezintiye çıktılar dinlenmek gayesiyle.

Bir tımarhane görüp, içeriye girdiler.
Oranın doktoruna, şöyle sual ettiler:

(Günah hastalığıyla dertli olanlar için,
Şifa, deva olacak bir ilaç bilir misin?)

O doktor, bu suale cevap veremeyince,
Bunu duyan bir deli, söze girdi hemence.

Bir teveccühü ile hazret-i Bistami'nin,
Dedi: (Ben biliyorum ilacını bu derdin.

Önce, tövbe kökünü, istiğfar yaprağıyle,
Kalp havanına koyup, döv tevhid tokmağıyle.

Sonra, onu geçirip bir insaf eleğinden,
Pişmanlık gözyaşıyla, hamur yap onu hemen.

Aşkullah ateşinde pişirip, kurutarak,
Aşk-ı Muhammediye balından da katarak,

Kanaat kaşığıyla yer isen gündüz gece,
Günah hastalığından, kurtulursun böylece.)

Delinin cevabını, hepsi çok beğendiler.
(Biz cevap veremezdik onun gibi) dediler.

BAYEZİD-İ BİSTAMİ (Rahmetullahi Aleyh) Anne Duası

Anne Duası
Bayezid-i Bistami, gitmek için Kâbe'ye,
Katıldı hacca giden küçük bir kafileye.

Hazırlığını yapıp, çıkardı devesini.
Yükledi üzerine eşyasının hepsini.

Yolculardan birisi, sordu ki bu veliye:
(Efendim, bu kadar yük, çok değil mi deveye?)

Buyurdu ki: (Doğrudur, bu yükler çok muhakkak.
Lakin o mu taşıyor yükleri, dikkatli bak.)

O, bir daha bakınca, hayrete düştü hemen.
Zira yükler, bir karış yukardaydı deveden.

Dedi ki: (Sübhanallah, bu ne iştir ya Rabbi!
Görmedim ben ömrümde garip şey bunun gibi.)

Ve sonra hacca gidip, yaptı vazifesini.
Gaibten denildi ki: (Ziyaret et anneni.)

Acele çıktı yola, o bu emri alarak.
Onu karşılamaya, yollara döküldü halk.

Seherde, annesinin geldi evi önüne.
O da dua ederdi o anda kendisine.

Derdi: (Garip oğlumu, ya Rab koru her şerden.
Ne muradı var ise, kavuştur çok geçmeden.)

O anda kapı çaldı, seslendi (Kim o?) diye.
Dedi ki: (Garip oğlun, geldi seni görmeye.)

Koşup açtı kapıyı ve sarıldı boynuna.
Sevinç gözyaşlarıyla dua etti oğluna.

Dedi: (Çok sevindirdin şimdi beni evladım.
Senin dahi gönlünü, şad eylesin Allah'ım.

Arzum, seni görmekti, gördüm elhamdülillah.
Seni de muradına erdirsin yüce Allah.)

Şöyle nakledilir ki Bayezid Bistami'den:
(Çok yüksek dereceler istiyordum Rabbimden.

Yıllarca çok riyazet ve zahmet çektim, ama,
Vasıl olamamıştım yine bu muradıma.

Sonradan öğrendim ki, yetmezmiş bu gayretler.
Anne duası dahi lazımmış bunda meğer.

Her ne edindim ise, ben bu yolda velhasıl,
Annemin duasıyla oldu hep bana vasıl.)

Derdi ki: (Ya ilahi, mahşerde, bedenimi,
Öyle büyük eyle ki, doldursun Cehennemi.

Diğer günahkârlara, yer kalmasın böylece.
Onların yerine de, ben yanayım sadece.)

Buyurdu: (Günahlara bir tövbe ederseniz,
İbadetlerinize, bin tövbe eyleyiniz.

Zira bir ibadeti beğenirseniz eğer,
Ondan kazandığınız sevaplar boşa gider.

Havada uçtuğunu görseniz bir kimsenin,
Bu, onun kemalini gösterir zannetmeyin.

Öğrenmek isterseniz onun asıl halini,
Bakın ki, günahlardan tam çekmiş mi elini?

İslamdan, zerre kadar ayrılmışsa kim eğer,
Bilin ki istidractır, vermeyin kıymet, değer.)

BAYEZİD-İ BİSTAMİ (Rahmetullahi Aleyh) Hakkını Helal Et

Hakkını Helal Et
Bayezid-i Bistami, karanlık geceleri,
Çıkıp, dolaşıyordu kabristanda ekseri.

Yine dolaşıyorken bir gece kabristanda,
Onu, gece bekçisi görüverdi son anda.

Ve lakin tanımadı onun kim olduğunu.
Halinden şüphelenip, bir hırsız sandı onu.

Yaklaşıp, bastonuyla vurdu o bu veliye.
O, hiç ses çıkarmadı (kabahat bende) diye.

Devam etti ise de dövmeye sonra onu,
Lakin kırılıverdi elindeki bastonu.

Bayezid-i Bistami gelince hanesine,
Asa'nın kırılması, dert oldu kendisine.

Yanına çağırarak talebeden birini,
Dedi ki: (O asa'nın, git öğren değerini.)

Ve o miktar parayı, koydu kese içine.
Gönderdi tatlı ile, o gece bekçisine.

Bir de mektup yazarak, pek çok özür diledi.
Yazdı ki: (Çok muhterem, sayın bekçi efendi!

Dün gece, kabristanda, beni hırsız sanarak,
Bir hayli dövdün, hem de, asa ile vurarak.

Hatta beni döverken, kırıldı asan dahi.
Onun kırılmasına, sebep benim tabii.

Gönderdiğim parayla, kendine bir asa al.
Kusuruma bakmayıp, hakkını eyle helal.

Bir de tatlı gönderdim, ye ondan afiyetle.
Kalbinin üzüntüsü, azalsın bu suretle.)

Genç bekçi, bu mektubu okuyup etti hayret.
Ve sardı kendisini bir pişmanlık, nedamet.

Gidip özür diledi o Allah adamından.
Ve talebesi olup, ayrılmadı yanından.

Bir yıl da, hac dönüşü Hemedan'a uğradı.
Bahçeye ekmek için, bir miktar tohum aldı.

Lakin Bistam'a varıp, o torbayı açınca,
Gördü ki, var içinde bir kaç adet karınca.

(Eyvah, yuvalarından ayrıldı bunlar) diye,
Hayvanları düşünüp, düştü bir üzüntüye.

Tekrardan Hemedan'a dönerek bu büyük zat,
Tohumları yerine bırakıp, etti rahat.

Yine bir gün Bistam'da, yürüyordu bir yoldan.
Bir genç de, takib edip gidiyordu ardından.

Bu hale vakıf olup, geri döndü hemence.
(Niçin takib edersin?) diye sordu o gence.

O, saygı ve edeple arz etti ki: (Efendim,
Sizin gibi olmaktır, yegane arzum benim.

Lütfen bir himmet edip, dua buyurunuz da,
Ben dahi yükseleyim sizin bu yolunuzda.)

Buyurdu ki: (Bu yolda yükselmek için, evlat,
Dinin emirlerine eyle tam mütabaat.

Hatta dine uymakta gevşeklik olursa az,
Şu derimin içine girsen de, fayda olmaz.)

BAYEZİD-İ BİSTAMİ (Rahmetullahi Aleyh) Derdi Ne İmiş?


Derdi Ne İmiş?
Bayezid-i Bistami anlatır kendi bizzat:
Vardı zamanımızda, binlerce evliya zat.

Hepsi de, ilim irfan sahibiydi ve hatta,
Birbirinden üstündü hepsi maneviyatta.

Lakin zamanın kutb'u değildi bu kimseler.
Ümmi bir demirciye bu olmuştu müyesser.

Derdim ki: Bunca veli var iken, acep niye,
Kutupluk, verilmiştir ümmi bir demirciye?

Öğrenmek istiyordum hikmetini bu işin.
Gittim o demirciye, bu sırrı çözmek için.

Girdim selam vererek dükkanından içeri.
Gördüm ki, örs başında dövüyor demirleri.

O beni görür görmez, işini bırakarak,
Gelip öptü elimi, çok hürmetli olarak.

Bana rica etti ki: (Dua edin efendim.
Ki, biraz hafiflesin, içimdeki şu derdim.)

Sordum ki: (Nedir derdin, söyle de aşikâre,
Biz dahi, ona göre arıyalım bir çare.)

Dedi ki: (Bunca insan, öldüğünde herbiri,
O kıyamet gününde, neye varır halleri?

Cehennem çok çetindir, anlatamaz hiç lisan.
Yanacak o ateşte, binlerce asi insan.

Hem de yanar ebedi, vermez ara, fasıla.
Benim derdim işte bu, içimden çıkmaz asla.)

Ağlamaya başladı bunları söyleyerek.
Ben dahi, onun ile ağladım yaş dökerek.

Demircinin halini, merak ettim daha da.
O sırada gaibten, duydum şöyle bir nida:

(O, -nefsî nefsî- diyen kimselerden değildir.
O, -ümmetî ümmetî- diyenlerden biridir.)

O zaman gitti benden, içimdeki o hayret.
Bu işin hikmetini, idrak ettim nihayet.

Yine ona sordum ki: (Sen, kendine baksana.
Herkesin yanmasından, ne zarar var ki sana?)

Dedi ki: (Fıtratımın mayasını, Allah'ım,
Merhamet suyu ile yoğurmuş, ne yapayım?

Cehenneme gidecek bilcümle insanların,
Çekeceği azabı, yapsalar bana yarın,

Hepsinin azabını, ben çeksem o gün bizzat,
Cümlesi, o ateşten kurtulup olsa azad,

Bilcümle azapları, hep bana yükleseler,
Benden başka herkesi, Cennete iletseler,

İşte ben, o takdirde saadete ererim.
O zaman derdim biter, ancak rahat ederim.)

Ben bu yüksek sözleri, duyunca demirciden,
Sanki kalbim yıkandı, hikmetle doldu birden.

Kırk yıldır özlediğim çok yüksek makamlara,
Onun himmeti ile, yükseldim ben o ara.

Feyz-i ilahi ile, dopdolu oldu içim.
Onun bereketiyle, halloldu o gün işim.

BAYEZİD-İ BİSTAMİ (Rahmetullahi Aleyh) Niçin Uyandırmış?

Niçin Uyandırmış?
Bir kimse var idi ki, tanınırdı şeyh diye.
Onu çok methettiler bir gün de bu veliye.

Dediler: (Falan yerde bir zat var ki, velidir.
Hal ehli kimse olup, keramet sahibidir.)

Buyurdu: (Madem öyle, gidelim ziyarete.
Sohbetini dinleyip, edelim istifade.)

Yanına, talebeden alarak bir kaç kişi,
Ziyarete gittiler dedikleri kişiyi.

Varınca, o zat dahi görünüverdi birden.
Dediler: (İşte o zat, bak geliyor ilerden.)

Bayezid-i Bistami bakıyorken o yöne,
Tükürdü o sırada o zat kıble yönüne.

Bayezid-i Bistami görünce bunu ondan,
Görüşmekten vazgeçip, geri döndü o yoldan.

Buyurdu: (O kimsede, ne arasın keramet.
Veliler, her edebe ederler pek riayet.

O kişi, evliyadan olsaydı hakikaten,
Böyle kıble yönüne tükürmezdi katiyen.)

Bayezid hazretleri, dinde günah ve haram,
Yani yasak ne varsa, hepsinden kaçardı tam.

Hem emirlere dahi ederdi tam riayet.
Bilhassa namaz için, ederdi fazla gayret.

Bir sabah namazına, bir defa geç uyandı.
Baktı ki güneş doğmuş, üzülüp içi yandı.

Zira sabah namazı, kalmış idi kazaya.
Buna üzüntüsünden, başladı ağlamaya.

Gözyaşları dökerek, inledi üzgün üzgün.
Zira bu, kendisine dert olmuştu büsbütün.

O sırada, şöyle bir nida duydu gaibten:
(Senin bu günahını, mağfiret eyledim ben.

Sen, çok pişman olarak ağlayıp sızlayınca,
Yetmişbin namaz ecri, ihsan ettim ayrıca.)

Birkaç ay geçmişti ki, bir sabah vakti, yine,
Çok az zaman kalmıştı, güneş doğma vaktine.

O ara şeytan gelip, onu uyandırarak,
Dedi ki: (Ey Bayezid, namazın geçiyor, kalk!)

Bayezid-i Bistami, fırladı yatağından.
Namazı kıldı ama, hayrette kaldı o an.

Bir mana veremedi şeytanın bu işine.
Çağırıp sual etti, bu işi kendisine.

Buyurdu ki: (Ey mel'un, sen hiç böyle yapmazdın.
Beni uyandırmakta, neydi asıl maksadın?

Kazaya kalsın diye, uğraşırken durmadan,
Ne için uyandırdın, beni güneş doğmadan?)

Dedi ki: (Sen namaza kalkamadın geçen gün.
Bu yüzden pişman olup, ağladın üzgün üzgün.

Affetti Hak teâlâ günahını o zaman.
Ve yetmişbin namazın ecrini etti ihsan.

Seni uyandırdım ki, kalkıp namaz kılasın.
Yine öyle çok fazla sevap kazanmayasın.)