15 Temmuz 2014 Salı

SEYYİDET İ ABİDAT FATIMA BİNTİ ŞEYH ETEM ÇELEBİ

 

(Sene 763) Şeyh Etem kızı Fatıma
Şeyh Etem Çelebinin kızıdır,
Türbe odası kapısından girildiğinde sol baştaki 1.Sandukada yatar  "Allah Rahmet Eylesin"
Şeyh Etem Çelebi hazretleri,kızı Fatımayı Tokatın Kat  Kasabasına gelin verir,(700 lü yıllarda kat kasabası şimdiki gibi büyük bir yerleşim yeri değil ,ufak sakin sessiz dağ başı bir köy)
kızı Fatıma bu izdivaca pek sıcak bakmaz,gönülsüz bir evlilik olur,o zamanlar Zile şehri,
şimdikinden ufak ama yine kat'la mükayese edilemeyecek kadar büyük,
Bu Zamanda , Zileden köye gelin gidilirmi?Hangi kız gider,Zileden dağın başına.
Ama yinede babasının hatırını kıramaz:
"Bundada bir hikmet olsa gerek diyerek"Kabül eder düğünleri olur,evlenirler,
Aradan zaman geçer kızı Fatıma'nın canı Dağbaşı ıssız geleni gideni olmayan beldeden sıkılmaya başlar,
bu arada Fatımada keramet sahibidir, hergün sabah namazında babası Şeyh Etem Çelebinin abdest suyunu dökmek için gelir hizmetini yapar,tekrar evine döner,
gel zaman git zaman böyle devam eder,bir ara baba kız dertleşirlerken kızı Fatıma babası Şeyh Etem Çelebiye:
"baba beni neden oraya dağ başına verdin ?ben orada yalnızım,sıkılıyorum"
diye intizarda bulunur.
Bunun Üzerine Şeyh Etem Çelebi
"Hadi şimdi git kızım senin yerin kocanın evidir,Katı Ağrısı olan yanına gelsin"
der ve dua eder,
O günden beri, yörenin insanları hala kata ziyarete giderler,yüzyıllardır, kat kasabasının ekonomisine büyük katkıda bulunurlar.

12 Temmuz 2014 Cumartesi

Şeyh Musa (Musa Fakih) Türbe Yerleşim Planı

1--ŞEYH ETEM ÇELEBİ (Sene 757) Şeyh Etem
Mukteda-i Şeria vetterigati Seyyüdül Mürebbin Burhanül Müdebbidün
2--SEYYİDET İ MÜDEHHERAT ÜMMÜGÜLSÜM
Binti Seyit Ömer zevce-i ,Şeyh Etem Çelebi
Şeyh Etem Çelebinin ailesi,Seyit Ömer (Sene 761) kızı Ümmügülsüm
3--SEYYİDET İ ABİDAT FATIMA BİNTİ ŞEYH ETEM ÇELEBİ
Binti Şeyh Etem Çelebi (Sene 763) Şeyh Etem kızı Fatıma
4--ŞEYH MUSA (Musa Fakih)
El Hacirü,El Abidü,Ezzahidü Et müteverri,Seyyidül Salikin Hace Nusrettin Şeyh Musa (Sene 603)
5--ŞEYH ALİYYÜL MÜCERRET
El Bariül Müteverriül Salikin Fi alemit tecrit Seyfettin
Şeyh Aliyyül Mücerret (Sene 654)
6--ŞEYH MUHİDDİN HALİL
Ezzahidiül abidü Zeynel Arifin,
Kutbussalikin , Şeyh Müinül Hakkı vel Milleti veddin
Şeyh Muhiddin Halil (Sene 733)
MÜSEVİD-ZADE ABDULLAH EFENDİ
Yukarıdaki resime göre resmin sol tarafına düşer ,Bu sandukalara göre paraleldir ,Demir parmaklılarla ayrılmıştır.
BEYAZİD-İ BESTAMİ(Kabri İran'ın Bistam ilçesinde bulunmaktadır.776 (H.160) veya 803 (H.188)de İran'da Hazar Denizi kenarında Bistâm'da doğdu.İranlı Türkmen İslâm alîmi ve evliya. Künyesi, Ebû Yezîd'dir. İsmi Tayfûr, babasının adı Îsâ'dır.) بايزيد بسطامى Ailesindendir
Meşayıhtan Hafız Hacı Ali oğlu Hafız Abdullah ,Üstadı Muharrem Efendidir,
Fıkıh İlminde Yüksek Bir Payeye erişmiştir,Vefatı (Hicri 1320)
Türbe İçinde Yatan Zatları Soyundan gelir,
Müftü Arif Kılıç'ın Anne (Meryem eme) tarafından dedesidir.
"Kitabı Şerhi Risaleyi Libasiye"İsimli Kitabın Yazarıdır (1303-Miladi 1884)


23 Eylül 2013 Pazartesi

AYAKKABININ ÇAMURU

 
Bâyezîd-i Bistâmî yağmurlu bir havada Cumâ namazına gitmek için evinden çıktı. Sağnak hâlde yağan yağmur, yolu çamur hâline getirmişti.
Yağmur bitinceye kadar bir evin ihâta duvarına dayandı. Çamurlu ayakkabılarını duvarın taşlarına sürerek temizledi. 
Yağmur yavaşlayınca câmiye doğru yürüdü. Bu sırada aklına bir mecûsînin duvarını kirlettiği geldi ve üzülerek; "Onunla helâlleşmeden nasıl Cumâ namazı kılabilirsin? Başkasının duvarını kirletmiş olarak nasıl Allahü teâlânın huzûrunda durursun?" diye düşündü ve geri dönüp o mecûsînin kapısını çaldı. 
Kapıyı açan mecûsî; "Buyrun bir arzunuz mu var?" diye sorunca; "Sizden özür dilemeye geldim." dedi. Mecûsî hayretle; "Ne özrü?" diye sordu.
 O da; "Biraz önce duvarınızı elimde olmadan çamurlu ayakkabılarımı temizlemek maksadıyla kirlettim. Bu doğru bir hareket değil. Yağmurun şiddeti bu inceliği unutturdu." deyince, Mecûsî hayretle; "Peki ama ne zararı var? Zâten duvarlarımız çamur içinde. 
Sizin ayağınızdan oraya sürülen çamur bir çirkinlik veya kabalık meydana getirmez." dedi. Bâyezîd-i Bistâmî; "Doğru ama, bu bir haktır ve sâhibinin rızâsını almak lâzımdır." dedi. Mecûsî; "Size bu inceliği ve insan haklarına bu derece saygılı olmayı dîniniz mi öğretti?" diye sorunca; "Evet dînimiz ve bu dînin peygamberi olan Muhammed aleyhisselâm öğretti." dedi. Mecûsî; "O hâlde biz niçin bu dîne girmiyoruz?" diyerek kelime-i şehâdet getirip müslüman oldu.

18.EYLÜL.2013-ÇARŞAMBA.

14 Nisan 2013 Pazar

"Kim Benim 45 Haccımı bir Ekmeğe Satın Alır"

"Ey Bayezid-i Bistami! senin bir benzerin var mı ki 45 defa hac ettin ve binlerce hatim etme bahtiyarlığına eriştin" diye fısıldadı. bu ses onu üzdü. derhal toparlandı ve oradakilere "kim benim 45 haccımı bir ekmeğe satın alır" diye sordu. bir adam ben alırım dedi ve ekmeği uzattı. bayezid-i bistami hazretleri aldığı ekmeği oradan bulunan bir köpeğin önüne koydu. sonra işini bitirip rum diyarına doğru yola çıktı. günlerce gittikten sonra antakya sen pier kilisesine bağlı olarak münzevi bir şekilde yaşayan kırıkhan'daki trabsak (darbısak) kalesinde yaşayan rahiblerin bulunduğu yere geldi. kale m.ö 200-250 yıllarında dört katlı olarak inşa edilmiş zamanının sayılı yapılarından, ipek yolu üzerinde ve hadis-i şerifte alameti verilen ahir zamanda küffar ile yapılacak büyük harbin olacağı amik ovasına hakim bir yapıdır. burada bir rahip ile karşılaşan bayezid-i bistami hazretlerini, rahip elinden tutup kaldığı yere götürdü. ona bir oda verdi. bayezid-i bistami hazretleri kendisine ayrılan odada ibadetine başladı. rahip her gün onun yiyeceğini sabah akşam getirip önüne koyardı. bu hal bir ay devam etti. bayezid-i bistami hazretleri bir gün nefsine dönerek "ey nefis! seni kırmak istiyorum fakat sen o kadar kötüsün ki kırılmıyorsun" dediği sırada rahip içeri girdi ve "ismin nedir?"diye sordu. o da: "bayezid" cevabını verdi. rahip, "ne güzel adamsın. keşke isa mesih'in kulu olmuş olsaydın!" deyince bu sözler bayezid-i bistami hazretlerine ağır geldi. orada daha fazla kalamayacağını söyledi. rahip oralarda 40 gün konaklamanın adet olduğunu söyledi ve ekledi: "bizim burada kırk günü tamamla, öyle git. çünkü bizim büyük bayramımız var. onu görmeni çok arzu ediyorum. aynı zamanda bir büyüğümüz sadece bu günlerde bir defa konuşur. onu dinlemeni istiyorum" deyince teklifi kabul ederek kırk gün kalmaya razı oldu. (orada bir büyük papaz sadece yılda bir defa, o bayram gününde çıkıp konuşurmuş.)kırkıncı gün geldiğinde rahip, "buyurun dışarı çıkalım , bayram günümüz geldi" dedi. hazret dışarı çıkmak için hazırlandı. rahip ona "bu kıyafetle bin kadar rahibin arasına nasıl gireceksiniz!? bu elbiseleri çıkarıp şu rahip elbiselerini giyiniz, boynunuza şu incili asınız"dedi. bu teklif bayezid-i bistami hazretlerine ağır gelmesine rağmen bir hikmet vardır diyerek denileni yaptı ve rahiplerin arasına katıldı. biraz sonra rahiplerin büyüğü geldi. fakat konuşmuyordu. niçin konuşmadığı sorulduğunda "nasıl konuşabilirim, aranızda bir muhammedî var!" diye cevap verdi. halk ve rahipler; "onu göster parçalayalım" diye bağrıştılar. baş rahip "hayır. yemin ederim ki söylemem, ancak ona dokunmayacağınıza söz verirseniz, onu size tanıtabilirim" dedi. bunun üzerine rahipler ve halk muhammedî olan zata dokunmayacaklarına dair yemin ettiler. baş rahip "allah için ey muhammedî, ayağa kalk ve kendini göster" diye seslenince bayezid-i bistami hazretleri ayağa kalktı. baş rahip "adın ne?" diye sordu. " bayezid!" cevabını verdi. tahsil gördün mü ?" diye sorunca " rabbimin öğrettiği kadar bir şey biliyorum" dedi. bunun üzerine rahip "o halde şu hususları cevaplandır! ikincisi olmayan biri, üçüncüsü olmayan ikinciyi, dördüncüsü olmayan üçü, beşincisi oymayan dördü, altıncısı olmayan beşi, yedincisi olmayan altıyı, sekizincisi olmayan yediyi, dokuzuncusu olmayan sekizi, onuncusu olmayan dokuzu, on birincisi olmayan on'u, on ikincisi olmayan on biri, on üçüncüsü olmayan on ikiyi söyle bunlar nelerdir?"

bayezid-i bistami hazretleri baş rahibe

"beni iyi dinleyiniz, ikincisi olmayan bir, eşi ve ortağı, dengi ve benzeri olmayan allah teala'dır.

üçüncüsü olmayan iki gece ve gündüzdür.

dördüncüsü olmayan üç, üç talaktır (boşamadır).

beşincisi olmayan dört tevrat, zebur, incil, kur'anı kerimdir.

altıncısı olmayan beş, beş vakit namazdır.

yedincisi olmayan altı, yerlerin ve göklerin yaratıldığı altı gündür.

sekizincisi olmayan yedi, yedi kat göktür.

dokuzuncusu olmayan sekiz, kıyamet günü arşı taşıyacak sekiz melektir.

on'uncusu olmayan dokuz, kadının dokuz ay hamilelik müddetidir.

on birincisi olmayan on, musa (a.s)'ın şuayb (a.s.) peygambere yaptığı on yıl çobanlıktır.

on ikincisi olmayan on bir yusuf peygamberin on bir kardeşidir.

on üçüncüsü olmayan on iki, on iki aydır" dedi.

rahip tebessüm ederek "doğru söyledin. şimdi de bana havadan ne yaratıldı, havada ne muhafaza edildi ve kim hava ile helak edildi? bunlardan haber ver" dedi. bayezid-i bistami hazretleri:

"isa peygamber havadan yaratıldı, havada muhafaza edildi, ad kavmi hava ile helak edildi."

rahip "doğru söyledin. ağaçtan kim yaratıldı, ağaçta kim korundu ve ağaç ile kim helak oldu?" diye sorunca "musa (a.s) nın asası ağaçtan yaratıldı, nuh (a.s) ağaç içinde (gemide) korundu, zekeriya (a.s) ise ağaç içinde testere ile biçilip helak edildi." cevabını verdi.

rahip "doğru söyledin. kim ateşten yaratıldı, kim ateşten korundu, kim ateş ile helak oldu?" diye sordu. bayezid-i bistami hazretleri "iblis ateşten yaratıldı, ibrahim (a.s) ateşten korundu, ebu cehil ateş ile helak oldu." dedi.

rahip tekrar "taştan kim yaratıldı, taş içinde kim korundu ve taş ile kim helak oldu?" dedi. bayezid-i bistami hazretleri "salih peygamberin devesi taştan yaratıldı, ashab-ı kehf taş içinde korundu, ebrehe ve ordusu taş ile helak edildi." cevabını verdi.

rahip "doğru söyledin dedi. cennette dört nehir vardır. biri baldan, biri sütten, biri sudan, biri şaraptandır. ayrı, ayrı olan bu nehir aynı kaynaktan akıyormuş, bunun dünyada bir örneği var mıdır?" diye sordu. bayezid-i bistami hazretleri "evet vardır. insanın başından dört nehir akar. kulak yağı acıdır, göz yaşı tuzludur, burun ayrı tat, ağızdan gelen su tatlıdır."

rahip "doğru söyledin. cennet ehli yer içer fakat abdest bozmaz, su dökmez. bunun dünyada benzeri var mıdır?"diye sorunca bayezid-i bistami hazretleri "evet vardır. ana rahmindeki çocuk yer içer fakat dışkısı yoktur." cevabını verdi.

rahip "doğru söyledin. cennette tuba ağacı vardı. cennette hiçbir saray, hiçbir köşk yoktur ki bu ağacın dalına dokunmasın. bunun dünyada bir örneği var mıdır?" diye sordu. bayezid-i bistami hazretleri "evet vardır. güneş sabahleyin doğunca böyle değilmidir?" cevabını verdi.

rahip "doğru söyledin. şimdi şunları cevaplandır: bir ağaç vardır on iki dalı bulunmakta her dalında otuz yaprak bulunmakta ve her yaprakta beş çiçek yer almakta, bunların ikisi güneşe üçü karanlığa bakmaktadır. bu ağaç nedir?" deyince bayezid-i bistami hazretleri "ağaç bir yılı temsil eder on iki dalı on iki ayı her dalda ki otuz yaprak, günleri, her yaprakta ki beş çiçek de beş vakit namazı temsil eder." cevabını verdi.

son olarak rahip şöyle sordu "bana şu kimseden haber ver. hacca gitmiş, tavaf yapmış ve o makamlarda bulunmuştur. fakat onun ne ruhu vardır ne de hac kendisine vaciptir." bayezid-i bistami hazretleri "nuh peygamberin gemisidir." dedikten sonra rahib'e "ey rahip. bir çok sorular sordun. biz onları cevaplandırmaya çalıştık. müsaade ederseniz benim de sorularım var. fakat ben bir sorudan başka sormayacağım o da şudur:

"cennetin anahtarı nerededir? cennet kapılarının üzerinde ne yazılıdır?" rahip sustu ve cevap vermekten kaçındı. diğer rahipler bu duruma bozuldular ve "ey büyüğümüz mağlup mu oluyorsunuz?" dediler. o da "hayır mağlup olmak istemiyorum." deyince "peki öyleyse niçin cevap vermiyorsun" dediklerinde "şayet cevap verirsem benim cevabıma katılır mısınız?" dedi. bunun üzerine hepsi birden söz verdiler. rahip "dinleyin, şimdi cevap veriyorum. cennetin anahtarı ve kapılarının üzerinde yazılı olan ibare "la ilahe illallah muhammedün resullullah'tır" deyip, o anda müslüman olduğunu açıkladı. diğer rahiplerde hep bir ağızdan kelime-i şahadet getirip müslüman oldular. bayezid-i bistami hazretleri onların yanında kalıp islamiyeti her yönüyle öğretti ve burada otuz yıl kaldı. böylece onun kırıkhan darbısak kalesine gelmesinin hikmeti meydana çıktı.



27 Mart 2013 Çarşamba

KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN'DAN ZİLE KADISI'NA FERMAN - YIL1553

Zile'de bulunan Ethem Çelebi Tekkesi'nin (bugünkü Beyazıd-ı Bestami Camii) şeyhinin şikayeti üzerine , Kanuninin,vakıf arazisine müdahele eden bu insanlara mani olunmasına dair Zile kadısına gönderdiği M.1553 tarihli fermanıdır.
Orjinal metni şöyledir:
TUĞRA
( KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN)
---1. Kıdve’l-kaza ve’l-hükkam madenü’l-fezailü’l-kelam mevlana Zile kadısı dame fazlıhu tevki’-i ref’-i hümayun vasıl olacak malum ola ki ;
---2. darende ferman-ı hümayun Abdülkerim nam kimesne dergah-ı muallama adem gönderüb arz-ı hal idüb bil-fiil şeyhi olduğum tekke (?)…
---3. Zile’de vaki’ olan Ethem Çelebi Evkafı’nın mabeyn mümtaz (?) sınırunda olub kadimde vakf içün ziraat
---4. oldukları vakf-ı mezburun habis taifesi meramızdır deyu şer’i şerifi kadimden oldukları mahallü dahl
---5. idüb vakıf içün zira’ittirmeye mani’ olub teaddi iderler deyu bildirdi. Buyurdum ki ; bu hususun üzerinden on beş yıl/sene mürur itmiş
---6. vekiliyle……şer’iye sorulub dahli olmamaşı ile bizzat hasımanı beraber idüb ber mucib-i şer’i-şerif
---7. hak üzere teftiş idüb göresiz kaza arz iylediği vekili arz iylediği vekiliyle bu babda mukteza-i şer’i kavim ile amel olub ……ilam ve müteveccih (?)
---8. olanı hükm idüb şerh koyasız kimesneye hilaf-ı şer’innas ittürmeyesüz…..tezvirden
---9. ve şühud-ı zurdan hazer idüb vakıftan medhali olmayanı dahl ittürmeyesün amel ideni arz iyleyüb……..itmeyesüz
---10. şöyla bilasız bu hükm-ü hümayunnası ifa idüb alamet-i şerifi itimad kılasız tahriran evahir-i rebiü’l-evvel sittin-i tis’a mie.
(H.960 – M.1553) BE-MAKAM-I KONSTANTİNİYYE
(Çeviren : Hadi BELGE )